Bir Zamanlar Karamürsel BÖLÜM 1
Burhan Kazmalı --Eski Karamürsel Hikayeleri...
Hepimiz kopup geldik bir yerlerden bu güzelim memlekete..Kimimiz Erzurum’dan, kimimiz Şanlı Urfa, Diyarbakır. Edirne veya İzmir… Kimimiz laz, kürk, Abaza, Çerkez boşnağız kimimiz ise Çerkez… Güzel ülkemin hangi kentinden, hangi etnik kökenden olursa olsun, herkes ‘dostça-kardeşçe’ bu şirin kasabada yaşamını sürdürmeye başlamış… Küçük ama şirin.. Hani ünlenmiş sözü var ya ‘Ufak tefek görüp de Karamürsel sepeti sanma’ muhabettinden yola çıkarsak, bu küçük ilçenin çok büyük ve önemli şahsiyetler çıkardığını da göz ardı etmemek gerekir.. Sohbetimize sıcağı sıcağına geçtiğimiz hafta yitirdiğimiz sevgili Gazanfer Bilge’den söz etmek isterim.. Karamürsel’in adını dünyaya duyuran, kazandıklarını eğitime ve sanayiye harcayan Gazanfer Bilge’yi yitirmedin derin üzüntüsü içindeyiz.. Sevenlerini bırakıp gitmesi unutulur gibi değil.. Ama gözler cenazede pek çok kişiyi de aramadı değil.. Karamürsel protokolünden katılanların sayısı topu topu bir elin parmaklarını geçmezdi.. Dereköy’deki cenazeye katılanların önemli bir kısmı ise dostları, Bilge’nin aş, iş, eğitim verdiği kişiler topluluğuydu.. Güreş, spor arenasında önemli bir isim olan Gazanfer Bilgi, Aydın Demir, Ahmet Taşçı, Kadir Birlik ve isimlerini sayamadığımız pek çok sporcu, Er Meydanlarında ilçenin adını gururla duyurdular, başarılarına başarı kattılar.. Aslında yazı dizimizde spor, siyaset, sanat her şey vardı.. Spor belki de başka günlerde ele alacağımız mevzulardı ama söz sevgili Gazanfer Bilge’den açılınca onunla sürdürmekte yarar gördük… Sizlerle ‘Ahh bir zamanlar Karamürsel’ veya ‘geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer’ dedirtecek hem kent hem de insan portlerinden söz edeceğiz.. Commer, Ford, Anadol, Skoda, Murat 124’lerin zor yürüdüğü bozuk patika karayolu…. Asırlık çınar ağaçlarının arasından gelip geçtiğinizde akordu bozuk ‘ud’ gibi titreyen teller misalı araçlarınızın yaylanarak geçmesi, kamyonların akis kesmesi, değil araçlar at arabaları faytonların, el arabacıların bile ‘nalet olsun’ dedirttiği karayolu.. Yol kenarlarında sevimli sıcak yapılar.. Eski Osmanlı evleri.. Tek kat kerpiç evler dizi dizi diziliyordu.. Karamürsel’in şimdiki ilçe merkezi, yani ışıklardan başlayıp Dalyan mevkiine kadar uzanan kesimde mis kokulu zeytin ağaçları, çalmaya doyamadığımız papaz erikleri, kiraz, elma bahçeleri, sabahın erken saatlerinde tarlalarını bellemeye giden yaşlı dedelerden, ninelerden eser kalmadı artık.. Büyüklerimizin ‘aman Karamürsel dışına çıkmayın, oralar tenha, sessiz sakin ne olur ne olmaz’ diye uyardıkları zeytin bahçelerinin yerinde yeller estiğini görünce insanın işte ‘Ahh bir zamanlar Karamürsel’ dediğini sık sık duyarız, zaman zaman maziye dalıp gideriz.. Sahil, deniz dalgalarından aşınmış, çürümeye yüz tutmuş iskele babalarıyla donanmış, yılların yorgunluyla ayakta durmaya özel gösteriyordu.. Kendisine bağlanan birkaç balıkçı sandalı her gün kendinden bir şeyler alıp götürmüş.. İskele ise desen öyle.. Kömürle çalışan bir vapur denizde bir ‘gelin gibi süzülüp’ Karamürsel iskelesine yaklaşınca her seferde yürekler bir kez daha ağza geliyordu.. İskele çöktü çökecek kaygısını yıllarca yaşamıştır Karamürsel’liler.. İskele karşısında, şimdi Bağlar Pastanesinin bulunduğu mekanda meşhur ‘Kürt Hayri’nin kahvesinde çay içmek, Behçet’in ünlü balıklarından yemek adetten gibi bir şey olmuştu.. Şimdi yerinde yeller esen ‘eski postane’ önündeki çay bahçesine gidip boy yer bulmak imkansız gibi bir şeydi.. Orada güneşin batışını izlemek için çay bahçesinde yudumladığınız bir bardak çayın lezzetine askerdeki oğlunun sesini duymak isteyen annenin ‘oğluummm İrfan’ veya Karamürsel’e göç etmiş Yozgat’lı Cemal’in ‘ana beni merak etme, buraya geldim iş bile buldum paramı biriktirir sana yollarım’ nidasını duymamazlıktan gelemezsiniz.. ‘Çamlık Alattin’in şimdiki mekanı da eskisinden çok farklı değildi.. Yer aynı dekor farklıydı.. Tahta sandalyeler üzerinde oturmak, hele hele gece matinesinde sahneye çıkıp şarkı söyleyenleri dinlemek anlatılmaz bir haz, bir keyif lezzetti.. Karamürsel’de o dönemlerde halka gazino kültürünü veren ve halk arasında ‘gazinocu Şeref’ olarak bildiğimiz ağabeyimiz hemen her haftası sonu İzmit, İstanbul, Bursa’dan getirdiği sanatçılara konserler verdirirken bir taraftan da işlettiği yazlık sinemada yazın sıcağında, gecenin karanlığında eski Türk filmlerini izlemek insanı mutlu ediyordu kuşkusuz..
|
|
|
TARİHİ KARAMÜRSEL |
En Çok Okunan Haberler |
|
|
| |